prevnext
Menu

Bölüm 125

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1342

 

Yengemi geçirdikten sonra annemle balkona oturup birer bira açtık kendimize.. Gökte ay kocaman, denizse süt limandı.. “Deprem olcak galiba” dedi annem birden.. “Açmasana şom ağzını” diyerek gerildim oturduğum yerde.. “Ne var canım, alt tarafı bi kat var üstümüzde” dedi gülerek.. “Kafana demir saplanırsa görürsün ama!” dedim ciddi ciddi.. Annem bu sana, yine gözlerini sulandırarak “Ha öleyim istiyorsun yani gebereyim ben, e sonra canım evladım?” diyerek buğulandırdı sesini.. Yerimden kalkıp bi makas aldım ve “Sonraaaaaa, hmmm, bilmem belki senden kalan bu evi satar İzmir’e taşınırım..” dedim gülerek.. Annem “Önce bi cenaze tertip etseydin bari allaaaaan vırkalağı! Doğmadan önce kanımı, doğduktan sonra canımı, ölünce de malımı yeyin işte hep yemek bilin doymak bilmez ayvanlar; biriniz bile bu kadına yazık günaaağ demiyor, biriniz bile halin nedir köpek diye sormuyor, biriniz bile….” derken ağlamaya başladı.. “Anne?” diyorum ses yok, “Annee?” diyorum omuzlarını dikiyor banane banane der gibi.. Böyle anlarda sinirden deliriyorum, ama o sinir sadece bir anlık geliyor.. Olur ya hani en doruklarda gelir o “anlık öfke” ve sen o saniye telefonunu/bardağını duvara patlattın, patlattın; haa patlatamadın, bir sonraki saniye aniden yatışıp kendine gelirsin.. Hah bana da olan buydu.. Bir an “Anne kes saçmalamayı!” diye avazım çıktığınca bağırmak istedim ama bir sonraki saniye sinirim anında yatışıp yerini amansız bir “Kıyamam yaaa…”ya bıraktı.. Hemen sarılıp saçlarını öpmeye başladım “Olur mu hiç öyle canım benim, hem deprem olursa masa altına gireriz bi şii’cik olmaz.. Sensiz napim ben bu evi, bu memleketi; sikmişim hepsinin kulağını.. Ah ben sana kıyamaaaammmm.. Bak söz, Allah gecinden versin ama sana bir şey olursa bu evi müzeye çevirip senin bütün oyuncak bebeklerini görücüye çıkarıcam” diyerek.. O “…müzeye…” kelimesini söylerken annem kolumu ısırdı ve kahkaha atmaya başladı “Offf oğlumsun kıyamıyorum ama cidden gerizekalısın” diyerek.. İkimiz de gülmeye başladık..

Sinirleri biraz yatışınca “Anne bee?” diye seslendim yine masanın diğer ucundan.. “Hıaaı”vari bir ses çıkardı.. “Aybaşı mısın?” diye sorup gayet ciddi bir şekilde yüzüne bakmaya başladım.. Masadan sigara paketini aldığı gibi kafama fırlatıp “Ananın amıyım” diye tıslayarak kovalamaya başladı.. Ben “Anne sakin” dedikçe, o “İnsan olcak mısınız ha? İnsan olcak mısın sen!!!!!” diye kafama yastık, çakmak, terlik, ne bulduysa fırlatmaya başladı.. Uluyarak kahkaha atıyordum odama çıkan merdivenlere kaçarken.. “Gel ben sana göstericem ayını da başını da! Geeeeeeeeeellllll!” diye çığlık atıyordu aşağıdan.. “Eeeeee trafik lambaları derken gözlerin gülüyordu, yaaaaaa baaaaak gördün dimeeeee” diye seslenirken merdivenlere doğru bir terlik daha geldi.. “Ay valla Anıl bak bi git başımdan, zaten tansiyonlarım iyi değil bugünlerde, bak düşüp bayılırsam hastane ararsın sabaha kadar, yetiştiremezsin de ölürüm görürsün gününü” dedi.. Yine içim burkulmuştu.. Aşağı indim özür dilemek için ama göz göze geldiğimizde ikimiz de dizlerimizi döverek gülmeye başladık.. “Offf hadi terledim ama bak, bak bak nasıl su gibi oldum, hadi iyi geceler.. Offff senin yüzünden ekşicem gece gece terden, hadi vakitlice yat sen de” diyerek salondaki koltuklardan birine uzandı.. Yaz vakti kimseler odasında uyumaz bizim evde.. Odası en sıcak olan bendim ben olmasına da bir avuç esinti uğruna özerkliğimi kaptırmak istemiyordum..

Odama girdiğimde şarjdan telefonu alıp yere oturdum, tam balkon kapısının önüne.. Salon salamanje oda ama esen bir tek bu nokta! Fış fış soluyarak emekler pozisyonda yatağımın üstündeki pakete uzandım ve bir tek yakıp tüm dikkatimi attığım halkalara yoğunlaştırdım.. Garp aramıştı iki kere, ve Keş aramış bir kere.. Garp’ı siklemeden hemen Keş’e mesaj attım “Hayırdır ulaşamadın mı Sırık’a?” diye.. Aradan iki dakika geçti geçmedi telefonum çalmaya başladı.. Keş’in aradığını görünce ellerim uyuştu stresten..

“Alo?” dedim..

“Müsait misin?” diye sordu..

Derin bir nefes alarak “Tuvalete geçeyim istersen?” deyip güldüm..

“Yok oğlum lan ahahhaha alemsin, ondan değil” dedi..

“Tamam müsaitim..” dedim ne söyleyeceğini merak ederek..

“Yanında kimse var mı?” diye sordu..

“Yok, odamdayım ben..” dedim..

“Kimse duymuyor konuştuğumuzu değil mi?” diye sordu yeniden.. İçimden telefonu kapatıp “Ye ananın amını piç!” diye bağırmak geliyordu ama “merak” işte..

“Duymuyor abi derdin ne? Senin sesini ben zor duyuyorum başkası nasıl duysun ya!” dedim sabrımı zorlayarak..

“Tamam oğlum sakin ol bi… Seni kızdırmak istemedim..” dedi masum masum..

“Ne oldu hayırdır, sen neden aradın?” dedim bir anda sakinleşerek..

“Özledim işte..” deyip sustu..

Nefes alış verişlerinden o an onun da sigara içtiğini anlayabiliyordum.. İçimi garip bir his kapladı.. Bir erkek tarafından “özlenmek”.. İşte o garip hissi o yıllarda tanımlayamama sebebim buydu, çünkü ilk kez altına yattığım biri tarafından özleniyordum; hem de sevişemeyeceğimiz mesafedeyken.. Aklımda milyon soru vardı, ben yine tüm soruları yaktım ve derin bir nefes alarak “Ben de…” diyebildim..

“Ben de özledim..” diyemedim; o “özledim” kelimesini telaffuz edemeyecek kadar utandırmıştı beni “özlenmek”.. Özleyen bir “erkekti” ne de olsa, en az özlenen kadar hem de.. Telefonu kapamak istedim.. ama aramızda sözleşmişiz gibi o sessizliği paylaşmaya devam ediyorduk..

Bir sigaralık sessizlikten sonra “Hmmmm” dedi sadece.. Sustum yine… Sigaramla beraber balkona çıktım ve “Öyle işte Keş…” dedim izmariti geceye savurup yeni bir tek yakarken..

 

Kaydet(0)

No account yet? Register

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1342

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir