prevnext
Menu

Bölüm 172

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
852

 

Yakında bu kitabımızı sonlandırıp, aynı isimle vitrine koyduğum ikincisinin üzerinden yürümeye devam edeceğim.. Profil sayfamda “Sanırım O Orospu Çocuğu Sendin Aşkım! -2-” ismiyle bulabilirsiniz.. Bu yüzden “Her Aşk Bir Orospu Yaratıyor…” isimli kitap, üçüncü kitap olarak çıkacak.. Garip ama içim bir tuhaf, bir buruk… Bu kitaptan kopmak zor olacak benim için.. Ne bileyim; ilk göz ağrım ne de olsa.. Bu satırlara kadar “küsmeden” okuduğunuz için çok teşekkür ederim.. Bunca “küfür”ü tolere edebilen insanlar olarak, çok tatlısınız. İyi ki varsınız!

***

O akşam etütlerden sonra koğuşlara geldiğimizde Keş’le son iki gündür ilk defa kabinlere yalnız girebilmiştik.. Uykusuzluk hala gözlerimden akıyor, dakika başı esneyip duruyordum.. Tam böyle ağzım yılan gibi açılmış halde esnerken, birden çenemi ısırdı.. “Napıyon oğlum lan?” diyerek gülmeye başladım.. Tek kaşı havada “Bilmem” der gibi bakarken yaklaşıp öptü yeniden.. 4-5 saniyelik bir öpmekti bu; hani yeni yaktığın mangalı körüklersin de bir kaç alev çıktığı an körüklemeyi bırakıp ateşi izlemeye başlarsın ya, işte Keş de o mangalı körükleyip ateşi izlemeye başlamıştı..

Öptükten sonra bir süre yere bakıp, gülerek kabinin kapısını açtı ve “Hadi uyuma vakti senin için” diyerek bana yolu gösterdi… O uykusuzluğuma rağmen madenim yerinde duramıyordu.. Bir önüme baktım ve bir de Keş’e.. O da aynı şekilde önüne bakıp sonra bana bakarak, eliyle “sopa geliyor sopa” işareti yapıp omuzlarımdan tuttuğu gibi beni kapıya doğru çevirdi ve gülerek sırtımdan ittirip tuvaletlerin dışına sürükledi.. İçimden “Sik kafalıya bak ya, durup dururken azdırıyor; sonra yatağa gönderiyor!” diye sövsem de üstümü değiştirir değiştirmez yatağıma oturduğum gibi tüm o yorgunluğun esiri olmuş; beni yatağa gönderdiği için minnet duymaya başlamıştım…

Rüya ile gerçek arasındaki kapıda oyalanırken, hani ne böyle uykuya teslim ne de bilincimin tamamen açık olduğu noktada Çak seslendi.. Sinirlenemeyecek kadar yorgundum.. Tek gözümü açıp “Abi sürekli uygun olmayan zamanları mı bekliyorsun?” diyerek güldüm.. “Ne işin var, işte orda uyukluyorsun sadece” diyerek gülümsedi.. “Uyuklamak da bir iş.. Hadi iyi geceler, yarın akşam muhabbet ederiz” diyerek gözlerimi kapadım.. Hayal meyal “Tamam hadi iyi geceler, yarın akşam öyleyse…” falan dediğini duyar gibi oldum ama… Uyku ağır bastı..

Ertesi gün derslerden sonra ET ile Bebe’ye katıldım; tiyatro kulübünün odasında.. Oturup prova yapacaktık; daha doğrusu onlar prova yaparken ben brownie yiyip goygoy yapacaktım.. İkisi kendi rollerine bürünmüş odanın ortasında triplere girerken, ben de kucağımda tiyatro textleri, sağım açılmamış brownieler, solumsa boş paketlerle çevrili şekilde sahneye oturmuştum.. İkide bir haşır huşur tıkındığım için, “Abi senin sıran yaa iki dakka da boş dursun ağzın!” diye bana çatıyorlardı.. Derken kapı açıldı ve Çitlembik geldi içeri.. “Hah işte orospu rolünde oscar’a aday olan abla da geldi” diyerek gülmeye başladım.. Bana dönüp “O filmde seni oynuyordum unuttuysan..” diyerek gülümseyip, “Eeee hadi başlayalım o zaman” dedi diğerlerine.. “Ne başlaması la?” diye sordum; “Bazılarının aksine bizler sanatsever insanlarız.. Evet bakma öyle, tiyatroya da katıldım.. Resimden arta kalan çok zamanım oluyordu” diyerek kendi textini aldı.. “Haaa anladım; Şebreng Bacı rolü için senden başkası olmazdı zaten.” diyerek pişkin pişkin sırıtıp bir brownie daha açtım.. “Neyse bu seferlik sen kazanmış ol, ama daha bitmedi” dedi.. Elimdeki brownie’yi gösterip ısırdım ve “Kardeşlerini yiyorum diye kızmıyorsun değil mi?” diyerek sahnede boylu boyunca uzanıp avaz avaz gülmeye başladım.. ET desen yakınlarındaki bir sandalyeye apışmış haykıra haykıra kendinden geçiyordu.. Bebe daha insaflı olduğundan, gülerken eliyle ağzını kapatıp “Ben aslında gülmüyorum” imajı vermeye çalışıyordu..

Aralarında kendimi “örnek öğrenci” gibi hissediyordum.. Hiç biri sigara içmiyordu, kurallara karşı benim kadar keskin bir şekilde karşı da gelmiyorlardı.. ve işin garibi “eğleniyorlar”dı.. İyi bir öğrenci olarak da hayattan keyif alınabileceğini hatırlatıyorlardı bana.. Onlarlayken herhangi bir şeyden ceza alma korkusu yaşamıyordum, idare bile beni onların yanında gördüğünde “aferin” der gibi gülümsüyordu.. Oysaki aynı idare; Keş’le, Pan’la, Gürbüz, Sırık, Tuborg, Efes, Artist veya Kıvırcık’la falan yan yana görüldüğümdeyse “Hıyar herifler!” der gibi bakardı gözlerime.. Keş de bu bizim ET, Bebe ya da ne bileyim Çitlembik gibi “örnek bir öğrenci” olsaydı, daha kolay olmaz mıydı her şey? Öte yandan düşününce de “sigara”ydı bizim o kabinlere giriş biletimiz.. Sigara içmeyen iki kişinin bir kabinde ne işi olur ki?

Üzücüydü be! Birbirimize mutabık kalmak için, hayatla muhalefet olmak zorundaydık. Yok ki başka bir oluru…

Provalar boyunca Bebe’nin de gayet komik bir çocuk olduğunu keşfettim, bomba espriler yapıp bizi gülmekten yere seriyordu.. Belki her zaman böyle biriydi ama ben ilk kez “dinliyordum”. Çitlembik, Bebe ve ET’nin yaz boyu beraber takıldıklarını öğrendim; samimiyetleri buradan geliyormuş.. Üçü de İzmir’liydi; üçü de kafadan kontak. Beni nasıl oluyor da bu kadar disiplinsiz olmama rağmen aralarına kabul edip sevebiliyorlar diye düşünüyordum onca zaman.. İzmir’liydiler Abi! İzmir’in olanı beni dinler, benim kalanım İzmir’i anlardı..

İzmir; olduğu gibi kabul etmektir.. Yormadan, yargılamadan; olduğu gibi… İzmirlilerin bazı soğuk kış aylarında, ağaçlarını bile sardıklarını biliyor musunuz? Ağaçların bile üşümesine dayanamayan bu şehir; Anıl’a hiç kıyamaz.. Tıpkı benim ona doyamadığım, yerlerine çöp atmaya kıyamadığım gibi.. İzmir’i anlamak, hayatı temize geçmek gibi… Öncen yokmuşçasına alışmak, sonranı da bu şehrin sokaklarına bırakmak.. Yıldızlar bile farklı parlıyordu bu şehirde; gökyüzü yere daha yakındı.. Göğün, yere aşık olduğu bir toprakta; insanın insana kin tutması çok zor.. İzmir’le inatlaşılmaz, İzmir barışıktır, barıştırır da… Dinlemeden inatlaştığım, anlamadan küstüğüm insanlar… O gün üç İzmirlinin karşısında, o güne kadar dinlemeden tavır alıp yargıladığım herkese bir şans daha tanımaya karar verdim..

İzmir’in hatrına ve İzmir gibi..

Kış yaklaşıyor, ağaçları yine sarıp sarmalayacaklar..

 

Kaydet(0)

No account yet? Register

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
852

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir