prevnext
Menu

Bölüm 27

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
326

Saat 01:00’a yaklaşıyordu ve ben hala yatağımda, ranzanın üst katının enlemesine uzanan demirlerini sayıyordum.. Sayıyordum saymasına ama.. ama.. ama.. İşte bu ama’lardı verdiğim tüm kararları ölesiye siken o zamanlarda.. Bana siktir çekti ama geri döndü.. Sigarayı sik yaladığım için benden iğrendi de paylaşmadı ama özür diledi.. O ama’dan sonra gelen kısımlar değil midir ki hep öncesini hükümsüz kılan.. Belki ben de çoktan kaybolmuştum ve hükümsüzdüm..

Sabah yine karga bokunu yemeden nöbetçi öğrencilerin telaşlı sesleriyle uyandırıldım “Kalkın oğlum kalkın hoca geliyor, lan Anıl oha sen hala uyuyor musun bak millet hazırlandı çoktan kahvaltıya gidiyorlar!”. Böyle anlarda evim gözümde tüterdi, beni huzur dolu sesiyle uyandırmaya çalışan anneme “oooffff bi git anne yaa” diye nazlanmalarım.. Burada 20 kişiyle paylaştığım bir koğuşun 2 metre boyunda ve yarım metre enindeki dar uzun penceresinden belli belirsiz süzülen gün ışığına “oooffff bi git yaa” diyordum. Cuma gecesinin uykusuzluğu, cumartesinin yorgunluğu ve dün gecenin beyin sikişi yüzünden gözlerimi açmak ölüm gibiydi. Cezalı olmamama rağmen izne çıkasım yoktu. İzin kıyafetlerim yerine yine dinlendire dinlendire yıkamaksızın giydiğim o okul içi üniformalarını üstüme geçirdim ve kahvaltının yolunu tuttum. Uzaktan hazırlık sınıflarının ne boktan bir okulda olduklarından bihaber şen sesleri geliyordu, bir zamanlar ben de hazırlıkken böyle güle oynaya koşup dururdum ortalıkta.. Hani sona kalan ya çoğa ya da boka kalır derler ya, benim gibi bir yatılı okulda okuduysanız sona kalmanın tek bir anlamı var o da boka kalmak.. Açık büfede kahvaltı adına arta kalan tek şey ‘iki dilim peynir ve bir dilim salatalık’tı..Allahtan çay sevdalısı bir milletin evladıyım da kahve kalmış.Artıkları ağzıma tıkıp kahvemi de aldıktan sonra yemekhanenin dışındaki çimlerin kenarına, kaldırıma doğru oturdum.. Aslında hayat güzeldi ya, her şeye rağmen herkese rağmen güzeldi.. Hava mis gibi kekik kokuyor, yaprakları uyandırmaktan korkan usul bir esinti körfezin kokusunu kahveme katıyordu..

Bu Pazar İzne de çıkmayacağım için kütüphaneye gitmeye karar verdim.. Okulun kütüphanesi İzmir’in en büyük kütüphanelerinden biriydi, yıllar yılı hayırsever kültürlü insanların yaptıkları bağışlarla arayıp da bulamayacağımız kitabın olmadığı, yerden tavana camları ve seperatörlü çalışma masalarıyla kendini gerçek hayattan soyutlamaya hazır benim gibi öğrenciler için mükemmel bir ortamdı. Yemekhanenin önünde, dersane bloklarının arasında bulunan merdivenlerden kahve almak için kantine çıktım. Keş cezalı olduğu için sınıflardan birinde etütteydi, o yüzden içim çok rahattı.. Bir kahve ve 10 browni alıp kütüphanenin yolunu tuttum, gören de kitap okumaya değil karnımı doyurmaya gidiyorum sanar.. ama napim şimdi abi o browniler var ya hani şu top-kekimsi paketlerin içindeki, on kaslı erkek mi on paket browni mi deseler “Ne münasebet canım böyle aptal bi soru mu olur, bir paket browni de yeter bana” derdim.. Onları yerken aldığım hazzı gün boyu götümde titreşimli dildoyla gezsem alamam.. Ya anlatamıyorum böyle gözlerim kısılıyor ellerim titriyor kıyamıyorum biticek diye korka korka yiyorum onları.. Her yeni pakedi şehvetle açıp bitince de ambalajını hüzünle buruşturup atıyorum.

Oldum olası bir kütüphaneye girmek bende baş dönmesi yaratıyor, o saman kağıdının kokusu mu yoksa bilmediğim ve okumadığım ne kadar çok şeyin olduğunu görmek mi bilmiyorum ama ilk iki-üç dakika ne yapacağını bilmez halde ortalıkta dolanıyorum.. Şöyle bir etrafa baktım ve buraya neden daha önce gelmedim diye kendime atarlandım. Ne kadar çok kitap vardı, kütüphaneci’nin dediğine göre 35.000 kitapmış, vay anasını ben toplasan 35 kitap okumamışımdır.. Üzüldüğüm nokta bu kadar az okuyup dünyayı anladığımı sanışım. Cam kenarındaki uzun çalışma masasının en köşedeki bölmesini seçtim, kimsenin göremeyeceği kuytu kenar bir yer işte tam benlik.. Kahvemi ve brownileri masama yerleştirdikten sonra 35000 kitabın arasına dalıp ilgi çekici olabileceğini düşündüğüm 5 kitapla dönüverdim, ha bu 5 kitabı bulmak toplasan 2 dakikamı almamıştır, bir bok bilmediğimden her şey ilgi çekiciydi bana göre.. İçimde tatlı bir telaş vardı, hayatımda ilk kez kuytu bir köşeyi sikişmekten veya işemekten başka bir amaç için kullanacaktım.. İşte o gün başladı benim kitaplarla arkadaşlığım.. Bu arkadaşlık yıllarca devam edecekti, öyle ki okulda yalnızca en çok ceza alan öğrenci olarak değil aynı zamanda en çok kitap okuyan öğrenci olarak da anılmaya başlanacaktım..

Kitaplar da ne mi buldum.. Bilmem, öyle işte okumak iyi geliyordu diyerek bunu geçiştirebilirim aslında.. ama ben o kitaplarda seyahat ettim, tatil yaptım, içtim sarhoş oldum, sevdim aşık oldum.. yeri geldi kurşuna dizildim, yeri geldi ben vurdum.. “Neden?” deyip durmak yerine, “Haa işte bu yüzdenmiş demekki”leri buldum.. Yıllarca süren destansı aşklar yaşayıp, yeri geldiğinde o aşkları bir gecede bitirdim.. Tek gecelik aşk mı olur diye dalga geçerken, o tek gecelik aşkların “…ve hayat boyu mutlu yaşadılar”dan da kutsal olabileceğine inandım. Güvenmemeyi de öğrendim, güvenmeyi de.. Siyahı da anladım, beyazı da.. Ve tek bir siyah ya da tek bir beyaz olmadığını da.. Boşvermeyi bildiğim kadar hoş görmeyi de öğrendim.. Korktuğumu hep biliyordum zaten ama neden korktuğumu anladım.. Ben anladıkça, insanlar beni anlamamaya başladı; ve ben bunu da anladım..

***

Şu son cümle ne kadar da çok uyuyor kitabımızın o malum mecrada ısrarla yasaklanıp durmasına değil mi?.. 

Kaydet(0)

No account yet? Register

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
326

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir