prevnext
Menu

Bölüm 29

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
453

Ben babasıyla yüzüm kıpkırmızı sohbete devam ederken, Pan kapıdan zıplayarak içeri daldı “şşşşt beyler sessiz” diyerek. “Napıo lan bu mal?” diye merakla ona bakarken arkadan annesi 16 mumlu pastayla içeri girdi. Pastanın etrafında dans eden Pan “İyi ki doğdun Anıııııl, iyi ki doğdun Anıııılll, iyi ki dooooğdun iyi ki doğdun iyi ki doğduuun off yeter lan üfle şunları” diyerek kafama vurdu.. Ardından babası ve annesi sırayla “Mutlu yıllar evladım” dediler.. Her lafa bir cevabı olan ben o an boğazım düğüm düğüm bakakalmıştım; “Mesela teşekkür edip mumları üflemekle başlayabilirsin” dedi Pan. Mumları üfledikten sonra babasının ve annesinin ellerini öptüm ve Pan’a hayvanlar gibi sarıldım,”Dilek tuttun mu lan öküz” dedi Pan; “Tuttum tabi” dedim.. Bilmiyordu ki o dileğim çoktan gerçek olmuştu. Hayat beni yine yanıltmıştı ve ilk kez yanıldığıma sevindim, dost sandığım kişi aslında kardeşimmiş.. Ve ben hep ikiz bir kardeş hayali kurardım, benden küçük bir kardeşim var tamam ama şöyle bir ikiz kardeşim olsaydı da her haltı beraber yeyip ölümüne beraber yürüyeydik falan diye, biliyorum çok arabesk.. İşte benim ikizim Pan’dı, tek farkımız ben erkeklerden o kızlardan hoşlanıyordu; ve en önemlisi birbirimizden cinsel anlamda zerre kadar hoşlanmıyorduk. Mesela zamansız bir şekilde sikim kalksa, ve o an Pan aklıma gelse, o sik ürkek tospağa başı gibi saniyede içeri kaçardı. Pan yakışıklı çocuktu dibine kadar ama işte kardeşlik böyle bir şey ve de bunu gerektirir…

Hayatımın ilk anlamlı doğumgünü’ydü bu.. önceleri ne hasreti bilirdim ne de yoktan anlardım; şükürsüzdüm de. Hep dalga geçerdim memleket hasreti çeken gurbetçilerle, bir gün kendi ülkemdeyken kendi ülkemin hasretini çekebileceğimi düşünmeden. Tamam telefon vardı, mektupları şişelere koyup aylarca bir umut bekleme devrinde değildik ama sözün olduğu yerde ses, sesin olduğu yerde yüz özleniyordu. Hem de öyle bir özleniyordu ki, o geçmişte peşin verdiğiniz tüm hükümleri taksit taksit yutturarak. İşte boğazımda düğümlenen de bu peşinciliğimdi. Ailemin dışından olan tüm erkeklere potansiyel tokmakçı gözüyle bakıyordum, hani ihtiyaç halinde dibimi dövdürebileceğim türden.. O yüzden bırakın da kendimi siktirmeden sevebildiğim ilk erkeğin bana ailesiyle yaptığı bu sürpriz beni duygulandırsın..

Pastayı yerken gelen hediyelere öyle bir el çırpmaya başlamışım ki Pan’ın tokadıyla kendime geldim. “Oğlum biraz daha kırıtırsan sikicem ha” dedi, o yıllarda yapılan saçma çocuksu hareketler bile İBNE olarak damgalanmana yetiyordu, dolayısıyla Pan’ın söylediği beni hiiiiç kırmamıştı.. Zaten sokakta, evde, okulda, partilerde, toplu taşıma araçlarında vs her gün onlarca kez duyduğumuz şeylerdi bunlar “Şşşşt kes lan ibne gibi gülmeyi”, “Oğlum ibne misin lan versene şu borcunu”,”Lan sen nasıl bi ibnesin var ya ahahahahha lan şşşt cidden öyle mi yaptın”.. Piçlik yapana “ibne” deniyor, yamuk yapana “ibne”, neşeli olana “ibne”, ağlayana “ibne”, alıngan insana “ibne”, çocuksu olana “ibne”… Ama götverene “ibne” denmiyordu, ona sadece “götveren” diyorlardı.. Ben de böyle böyle kendimi “götveren bir ibne” olarak kabullenmeye başladım.. Ben kendimle, onların benimle geçebileceklerinden daha fazla taşak geçebilmeliydim ki, yapılanların bu kadar acıttığı bu saçma düzende söylenenler de yapılanlar kadar yakmasın canımı..

Pan’lardaki doğum günü faslımın sonrasındaki haftalar okulda oldukça durağan geçti. Biz yine Pan’la, tuvalete bile giderken birbirine haber veren mıçmıç sevgililer gibiydik.. Pan’ın sinirini bozan tek yanım sık sık kütüphaneye gidişim ve kitap okuyuşumdu.. Baktı beni vazgeçiremiyor, o da başladı okumaya. Başlarda zavallım okumaktan çok brownie’lerime ortak olduysa da zamanla eğlenerek ve severek okumaya başladı, ki bu en çok beni şok etmişti.. Bizim o ders çalışmak adına bile sorumlu tutulduğu tek paragrafı okumaya üşenen Pan, yüzlerce sayfalık kitaplar bitirmeye başlamıştı.. Yemekhanedeyken okuyorduk, yatakhanedeyken okuyorduk, geceleri herkes uyuduktan sonra goygoy çevirdiğimiz etüt odalarında okuyorduk, okuyorduk da okuyorduk.. Bazen sıkıcı derslerde bile gizli gizli sıranın altından kitap okuyorduk. Hani o saçma sabah programlarında çıkan tırlak karıların her sabah papağan gibi tekrarladıkları “içinizdeki negatif duyguları pozitif şeylere kanalize ederek kendinizi ilgi duyduğunuz alanlarda kısa bir süre içinde geliştirebilirsiniz” olayını biz farkında olmadan başarmıştık.. İlgi duyduğum alan yazarlık ya da edebiyat değildi, Pan’la benden bahsediyoruz lan.. Biz yazar olmak için değil ebe olmak için okuyorduk, laf ebesi.

Bildiğiniz gibi Pan alt kattaki sınıflardan birinde okuyordu, ben ise üst katta, o yüzden ders saatlerinde pek görüşemiyorduk. Her tenefüs buluşarak da hocaların “bunlar bir bok mu çeviriyor” şimşeklerine hedef olmamak için, bir kahvaltı sonrası buluşuyorduk, ardından öğlen yemeği sonrası.. Dersler bitince tamamen birlikteydik zaten, yeni evli çiftler gibiydik, kimin dersi önce biterse o diğerini sınıf kapısında bekliyordu böyle kocaman bir gülümsemeyle.. Keş’ten uzaklaştım uzaklaşalı hayat çok daha kolaydı, tamam götüm kaşınıyordu zaman zaman ama ona da bir çözüm bulmuştum. Ya bak anlatıcam anlatmasına ama beni hoş görün ve anlayın kardeşim; yazııııık siksizlik adama neler yaptırıyor, allah bizi kocasız bırakmasın, bak görüyon mu yokluk insanı ne hale getiriyor vs demek yok!

 

Kaydet(0)

No account yet? Register

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
453

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir