prevnext
Menu

Bölüm 52

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
811

 

O haftasonunu dışarı çıkıp aylak aylak gezmektense kendimi kütüphaneye hapsederek geçirdim.. Haftada en az 3 kitap okuyordum ki bu bile bana çok yetersiz geliyordu.. 35000 kitap var, o da götü boklu bir okul kütüphanesinde.. Gelmiş geçmiş yazılı kaç eser vardır diye hayale daldığımda ürperiyordum.. Keşke ömrüm yetse de okusam hepsini.. Çok üzücü değil mi? Okuduğum bilim tarihi kitaplarındaki o büyük insanlara özenmekten ileri gidemeyişim.. Kendimi kapana kısılmış hissediyordum.. Tüm boş vakitlerimi okuyarak harcamalıydım.. Arada boş muhabbetler de lazımdı beynimi rahatlatmak adına ama bu kısa ömür o boş muhabbetlerle geçmemeliydi.. Bir de ileride beni bekleyen hayat mücadelesi ruhumu daraltıyordu.. Sistemin çarklarından biri olduğumda o sistemi ayakta tutmaktan başka idealim kalmayacaktı.. O yüzden şu okul yıllarında okuyabileceğim her şeyi okuyup kendimi o günlere hazırlamalıydım.. Okumak özgürlüktür, bilmek mutluluktur diyordu tüm o kitaplar.. Bana göre okumak bir hapishane, bilmek ise kronik mutsuzluktu.. Bilmemek umuttu oysa ki.. İnsan bilmediği şeyi umut ederek avunuyordu… Ne zaman öleceğimizi bilsek bu hayatı “bir gün her şey düzelecek” umuduyla tüketmeye heveslenir miydik?

Pazar akşamüstü yine okumaya dalarak yemeği kaçırdım.. Yoklama vakti gelmiş çatmış, ben yokum ortalıkta.. Bebe’nin “Anıl, yoklama alındı nerdesin?! Nöbetçi öğretmen seni odasında bekliyor!” sesiyle kendime gelmiştim.. “İyi de burada olduğumu nereden anladın?” diye sordum yerimden kalkarken.. “Ondan kolay ne var, sigara içtiğin arkadaşlarına sordum nerede olduğunu bilmediklerini söylediler, benim de aklıma saklandığın bu yer geldi..” diye gülümsedi.. Ezikti falan ama aklı çalışıyordu Bebe’nin.. İlk kez içten bir şekilde gülümsedim ona.. “Hadi!” diyerek koluma girdi.. Merdivenleri çıkarken bu samimiyet midemi bulandırmıştı ama zahmete girip beni aramaya çıktığı için kalbini kırmak istemedim çocuğun.. Kütüphaneden çıkıp kısımların olduğu bloklara doğru yürürken bahçede hafif silkeledim omzumu “Çek şu kolunu amk” der gibi.. O kolunu çeker çekmez de “Hangi binada odası ve kaçıncı katta?” diye sordum.. Hafiften gülümseyerek “Hazırlıkların binası 3. katta odası, zaten beraber gidicez, hocaya seni 10 dakika içinde bulacağıma söz verdim, hoca da 10 dakikaya odama gelirse cezadan yırtar dedi” dedi bana.. O an Bebe’yi sarılıp öpebilirdim.. Beni büyük bir yükten kurtarmıştı.. “Senden başkası korumadı mı beni hocaya karşı?” diye sordum.. Korusa da kim koruyacaktı ki, kendi kısmımdaki çocuklarla tek kelime muhabbet etmiyordum.. Yan kısımdan Gürbüz’le, Sırık’la, Keş’le vs muhabbetim vardı bi tek.. Çoğunlukla alt kattaki kısımlardan öğrencilerle takılıyordum.. Kendi kısmımda kim var kim yok onu bile bilmiyordum doğru düzgün.. Benim kısmımdakilerin hepsi çocuktu, çocuksuydu.. Tek dertleri ceza almadan iyi notlarla yılı tamamlamaktı.. Bunda yanlış olan ne var diyeceksiniz.. Abi hayat iyi notlardan ibaret değil ki ya da ceza almamaktan.. Başka dertleri ve idealleri yoktu, beni çileden çıkartıp onlardan soğutan da buydu.. Pan mesela.. Pan’ı kardeşim yapan içtiğimiz sigarayı paylaşmak veya sürekli ceza almamız değildi.. ya da notlarının kötü olması… Pan ailesine çok bağlı bir çocuktu.. Anne ve babasına bir kez saygısızlığı olmadı, buna ben şahidim.. Uğraştığı kronik hastalığı bir kez bile kendini acındırıp sempati kazanmak için bahane göstermedi.. Hatta nöbet geçirdiğinde omzunun yerinden çıktığını ve o çıkan omzunun da sürekli ağrı yaptığını benden başka bilen yoktur.. Pan’ı üzebilecek şeyler “ceza almak veya düşük notlar almak” kadar basit değildi.. Kendi kısım arkadaşlarım insanları eleştirip küçük görmekle öylesine meşguldüler ki oturup onları dinlemeye bile üşeniyordum.. Biz Pan’la oturup sistemi eleştiriyorduk.. Şunu böyle yapsalar şöyle olmaz mı diye birbirimize sorup ardından verdiğimiz cevapla sorduğumuz sorunun mantıksızlığını anlayıp başka sorular üretiyorduk.. Bu yüzdendir ki hiç bir kalıba uymadığımızdan sürekli ceza alıp duruyorduk.. Bu arada okulumuz “sistem mühendisi” yetiştiriyordu.. Çok kuğul bir meslek şu sistem mühendisliği, hele ki sisteme karşı gelmenin 3 haftasonu izinsizlik ve -6 disiplin puanıyla cezalandırıldığı bir okulda okuyorsanız..

Düşüncelerin düşünceleri gıdıkladığı bir ruh hali içinde Bebe’yle beraber nöbetçi öğretmenin odasının kapısına vardık.. Kapıyı çalıp içeri sırayla girerek kendimizi tanıttıktan sonra “Geç kaldığım için özür dilerim.” dedim. Beni odasında bekleyen nöbetçi hoca Yek’ten başkası değildi. Yüzüme bakıp pis pis sırıtarak “Neredeydin?” diye sordu.. “Kütüphanenin orda kitap okumaya dalmışım hocam.” dedim.. Birden gülmeye başlayarak yumruğunu masaya vurdu.. Bebe’yle ikimiz olduğumuz yerde sıçramıştık.. Yek aniden ayağa kalkıp dibime kadar geldi “Aç ağzını üfle bakalım” dedi.. İçimden inşallah nefesim kokmuyordur diye salavat getire getire hocaya doğru üfledim.. “Bir daha üfle, daha düzgün!” diye bağırdı.. Dediğini yaptım.. “Ciddi ciddi senin gibi bir adam kütüphanenin orda kitap mı okuyordu yani?” diye sordu.. “Evet hocam” dedim.. “Sigara içmiyordun yani?” diye yineledi.. “Yok hocam, gördünüz kokmuyorum da..” dedim.. Yek tatmin olmamıştı verdiğim yanıtlardan, Bebe’ye dönüp “Doğru mu söylüyor bu?” diye sordu.. “Hocam yalan söylemeyi becerebilseydim disiplin puanım bu kadar düşmezdi” dedim burnumdan soluyarak.. Yek birden bana dönüp kahkahayla “Hahahahaha ne adamsın lan ahahahhaha off sen beni güldürdün var ya dile benden ne dilersen.. Hatta bu gece tuvaletler dışında sigara içmediğin sürece seni görmezden gelicem.” dedi.. “Sağolun hocam ama iyi denemeydi..” diyerek müsade isteyip odasından çıktım, Bebe de ardımdan yetişti.. Zavallının sesi titriyordu “Ya manyak mısın bu adam psikopat, onla böyle konuşabilmeye nasıl cesaret ettin!” diyerek.. Ezik muhabbeti çekebilecek modda değildim, gülümsemekle yetindim.. Kendi kısmımın olduğu koridora vardığımda Keş arkadaşlarıyla şakalaşarak koridorun diğer ucundaki tuvaletten çıkıyordu, bir an gözgöze geldik.. Başımla selam verdim, almadı selamımı.. Hayırdır inşallah diyerek kısmıma girip ET’nin yanına oturdum.. Bir selamı bile çok gördü bana amcık.. Alt tarafı bir baş selamı, el insaf be kardeşim.. Kendimi çok salak hissediyordum, ne bok yemeye verdim ki selam.. Ben ne yapmıştım ki ona bir selamını benden esirgetecek.. Kendimi ilk kez böylesine erken unutulmuş hissediyordum..

Allah belamı versin artık!

 

 

Kaydet(0)

No account yet? Register

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
811

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir