prevnext
Menu

Bölüm 59

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
172

 

Keş’in verdiği tshirt üstümde, Pan’dan alıp geri vermediğim pantolon altımda, ET’nin dolaptan gizlice aldığım ayakkabılar ayağımda indim kahvaltıya.. O haftasonu okuldan sivil kıyafetle çıkmak serbestti herkese.. Haftalarca provasını yaptığımız gösterileri alnımızın akıyla ifşa etmiştik.. Dolayısıyla parmakla gösterilmeyeceğimiz bir haftasonunu haketmiştik.. Kahvaltıda sadece kahve içtim, dışarı çıktığımda Körfez’le buluşmadan önce Kemeraltı’ndaki favori menemencime uğrayıp güveçte kaşarlı menemen yer üstüne de masadan kalkmadan iki üç sigara içerim yea diyerek kahvemle birlikte kantine çıktım.. Televizyonun karşısına geçip iyice yayıldım yine.. Hazır etrafta kimse yokken iki üç çizgifilm izler dışarı çıkacak olanların yoklamasına öyle katılırım.. Koca kantinde tek başıma kahve içip çizgifilm izlerken koridordan Keş uzattı kafayı içeri “Ben de bu saatte kim televizyon izler diyodum” diyerek.. Ardından “Oha çizgifilm mi izliyorsun lan” deyip direkt yanıma oturdu.. “Evet ama kanalı değiştireceksen boşuna heveslenme, ilk ben geldim” dedim.. “Yok oğlum kalsın yaa, çizgifilmden daha iyi bir şey olamaz izlemek için” deyip gömüldü koltuğuna.. “İstersen müzik kanalı açabiliriz” dedim, o bana bu kadar iyi davranırken orospuluk yapmak ayıp olurdu.. “Yok yok bu güzel, şşt sessiz ol en sevdiğim bölümlerden biri bu” diye yanıtladı, gözlerini televizyondan ayırmıyordu bile..

Tam olarak nelerden hoşlandığını bilmediğim birinin altına yatmıştım, bir anda pişmanlık tüm bedenimi sardı.. Yok yaa altına yatmanın pişmanlığı değildi bu.. Onun neleri sevip sevmediğini sormak aklıma bile gelmemişken onunla gelecek hayallerine dalmıştım.. Onun beni siklemediğinden yakınırken ben onu tanımaya bile çalışmamışım, o pişmanlık bunun pişmanlığıydı.. Birbirimizi tanımıyorduk, işte burda ilk sikişmemizin üstünden 7 ay geçmişken farkına vardım.. Onun da duyguları vardı, çizgifilm izleyen insandan ne zarar gelebilir ki üstelik.. Televizyona bakarken yüzünün aldığı ifadeler.. Masumdu o da en az benim kadar.. Belki de benim çocukken yaşadığım travmaları o şu an yaşıyordu.. Kim bilir.. Kendi verdiğim savaşı onurlandırırken başkalarının savaşını görmezden geliyordum.. Acaba onun da canı yanmış mıydı benim kadar?

İzne çıkacakların ve içerde cezalı olarak kalacakların yoklaması kısımların olduğu bloklarla koğuşların olduğu bloklar arasındaki taş bahçede alınıyordu.. “İzne çıkacaklar kısımlarının ön tarafına geçsin!” diye anons yapıldı.. Ben de sıranın en arkasından öne doğru geçip diğerlerine katıldım.. Arkamdan “Pşşt!” diye seslendi Keş, bana mı sesleniyor diye döndüğümde “Hadi iyi şanslar, bak tshirte sigara değdirmemeye çalış yeni aldım onu” diyerek göz kırptı.. İçimi birden çok kötü bir his kapladı.. “Acaba ölcek miyim, başıma bir şey mi gelcek de bu mal birden çok iyi davranmaya başladı” diye kara kara düşünerek bindim otobüse.. Bu his öylesine sarmıştı ki beni, az sonra otobüs patlayacak ben de lahmacunluk kıyma olarak okulun duvarlarına yapışıcam sanıyordum.. Neyse ki okul içinde bi patlama olmadı.. Yol boyu şoför gaza bastıkça ben içerde ecel terleri dökmeye başladım.. Bir ara körüklü otobüs ortadan ikiye ayrılırsa diye korkup ön taraflara geçtim.. Menemen falan yiyesim kalmamıştı.. Ya Körfez’le buluşamadan ölürsem diye bildiğin strese girmiştim.. Kahvaltı etmek yerine Konak Meydanı’nda Çınar Sineması’nın orda indim otobüsten.. Doğruca Kemeraltı’nın Saat Kulesi’ne doğru olan o dar sokağına dalıp bir paket sigara aldım bakkaldan.. Durdum ve yeniden bakkala girip ikinci pakedi aldım, bir paket neyime yetecek gün boyu… Ardından Saat Kulesi’nin, yüzünü denizden yana verdiğinde, solunda kalan caddeden Alsancak’a doğru yürümeye karar verdim.. Ya bu arada çok mu erken gidiyorum buluşmaya diye endişelenip yoldan geçen bi adama “Kusura bakma abim, saat kaç tam olarak?” diye sordum.. “Kolumdaki küçücük saati görüyon da arkandaki kuleye niye haksızlık ediyon!” diyerek gülüp uzaklaştı adam.. Vay be! İzne çıkmayalı Saat Kulesi’nden saate bakabileceğimi unutmuştum.. Ardından Konak Pier’i Gündoğdu Meydanına bağlayan sahil yolundan yürümeye karar verdim.. Ne de olsa buluşmaya daha çok vardı.. Hem o ahşap üst geçidi kullanarak caddeyi geçmek hoşuma gidiyordu.. Ne zaman bu sahil şeridinden yürüsem “İlerde param olunca burdan körfez manzaralı bir ev alıcam.. Perde kullanıp manzarayı piç edersem en adi şerefsizim! Her gece gelsin rakı-balık’lar gitsin midye dolma-limon ve biralar.. Ahh be!” diye hayallere dalardım.. Hele Kordonboyu’nda yürürken dudaklarım kıpır kıpırdı.. Görenler ya deli diyordur ya da dua ediyorum sanıp gülüyordur.. Bense milli marş gibi hep aynı şarkıyı mırıldanıyordum..

“Gamla kederi sildim attım

Aşkla yattım aşkla kalktım

Sevdam elde bir oyuncak

İzmirli sevdim ne olacak

Kordonboyu dolanır dolanır dururum

Sana benden bir söz nasihat dostum

Seviyorum dermiş terkedermiş

Olay bu işte son durumun

Sabah öğle akşam elimizde biralar

Sallana sallana alsancaktan aşağı

Bir konakta karşıyakada

Ben o yari arar dururum

İzmirdeyim

Ne haldeyim bir yar sevdim dertlerdeyim

Kıymet bilmez yola gelmez

Bu ne sevdadır ki bilinmez..”

Şarkıyı mırıldanmak bir yana, üstüne üstlük kendi kendime klip çeker gibi hareketlerle yürüyordum.. Kafamı sağa sola artistik hareketlere ata ata vardım Gündoğdu Meydanı’na.. Bu aralar aşırı yosunlanmadan dolayı bok koksa da seviyordum bu yolu, cadde boyu o meyhane senin bu taverna benim bakına bakına yürümek içimi açıyordu.. Kordonboyu’nda faytonları izleye izleye yürürken ÖmerAğa denilen nargile café’nin önüne varmıştım.. Buluşmaya bir saat var diye ÖmerAğa’da bir kahve içeyim dedim, hem zaman da bu sayede çabucak geçer.. İçimdeki ölüm korkusu biraz biraz hafiflemişti, en azından yolda yürürken “ya kafama saksı düşerse” diye dehşete kapılmamıştım..

Saat 12:00 olmak üzereydi, sanırım Körfez’in gelmeye niyeti yoktu.. “Bildiğin ekildim abi al işte Keş uğursuzu yüzünden hep” derken gördüm onu.. etrafına bakına bakına ÖmerAğa’ya yaklaşıyordu.. “Eyvah, ondan önce gelip beklediğimi görmesin” diyerek hesabı masanın üzerine bırakıp sinsice kaçtım ordan.. Ara sokakta bir sigara içip öyle giderim yanına diye düşünüp yaktım bir camel.. Sigarayı şehirlerarası otobüs muavini gibi somura somura içiyordum, sanırsın otobüs kalkıyor ben de aceleyle son fırtlları asılıyorum.. 2 dakikada bitirdim sigarayı ve tüm dumanı ciğerlerimden sökmek ister gibi nefesimi sonuna kadar verip ardından deriiin bir nefes aldım.. Heyecandan ağzıma sıçılıyordu.. Elim ayağım titriyor bildiğin.. Bir iki dakika da sakinleşme egzersizleri yapıp sokaktan çıktım.. Sanki buluşmaya geç kalmışım da acele ediyormuşum havası yaratmak için de hızlı adımlarla ilerliyordum.. Beni görür görmez gülümsedi… “Yaa kusura bakma, çok bekletmedim umarım” dedim gülümseyerek.. “Ne kusuru canım ya ben de yeni gelmiştim” dedi.. Selam faslını halletmiştik de muhabbetin devamını nasıl getirmeliyim.. Yani 1800 erkekle bir okulda kapalı kalmışlığın getirdiği odunluğu üzerimden atmak sandığım kadar kolay değilmiş.. Hoşlandığım bir kızla buluşmayalı 2 yıldan fazla olmuştu.. Tamam Karabiber hala hayatımda ama bu başka bir şey.. İlk buluşmalar başlı başına bir kabusken o ilk buluşmaya, ilk buluşmada ne söylenilmesi gerektiğinden bihaber gitmiş olmak kıyamet’in ta kendisiydi..

 

Kaydet(0)

No account yet? Register

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
172

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir