prevnext
Menu

Bölüm 72

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1593

 

Baktım ağladıkça ağlayasım var, indirdim donları sıçmaya başladım.. Hem ağlıyorum hem sıçıyorum bi yandan da sigara içiyorum kendimle dertleşiyorum.. Anlayacağınız orda çömelmiş şekilde içimi her türlü döküyordum.. “Neyse yaa en azından öğleden sonra paso nöbetteyim, Cazibe’yle yüzyüze gelmicez” diye kendimi teselli ettikten sonra gözlerimin tamamen kurumasını bekledim ve öğlen yemeğine gittim.. Yemekhanede herkes sanki bana bakıyordu, bi de bu öyle sinirli bi şekilde ya da düşmanca bir bakma da değil.. Böyle nasıl desem, sağanak şekilde “senin kadar acımasızı yok” bakışları, parçalı şekilde de “ya harbiden çok ayıp ettin” bakışları yağıyordu.. Öğleden sonra nöbete gitcek olmasam şu anki havadan anladığım kadarıyla “git oğlum bi özür dile” atıştırcaktı.. Hızlıca yemeği yeyip taşaklıların “serbestsiniz” demesiyle çadırıma döndüm ve nöbet kıyafetlerimi giydim.. Nöbeti iki kişi tutuyorduk, yanıma 3.takımdan disiplin abidesi bir çocuk vermişler.. Sanırım götleri “sadece bana” emanet edilemeyecek kadar kıymetli.. Ya da ben “nöbet tutabileceğine” güvenilmeyecek zibidinin tekiyim.. Tamam tamam ikisi de kısmen doğru..

Nöbetin ilk on dakikası yanımdaki çocuğun yüzüne bile bakamadım.. Sonunda oturduğumuz “pano gölgesi”nde can sıkıntısına katlanamayıp “Oğlum bana öyle ayıp ettin falan bakışları atma, yeter la” deyip çocuğa döndüm.. “Ne ayıbı la, durup durup gülüyorum hala, ya kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi onu demek” deyip gülmeye başladı.. “Harbi komikti ama dimi” dedim sırıtarak.. “Ya boşver diğer malları, onlar duygusal davranıyorlar sanki her sabah ebemizi siken Cazibe değilmiş gibi” dedi ve ekledi “O değil de ben tekme-tokat girişir diye bekledim ya da ceza falan verir diye ama belli ki biri neden ceza veriyorsun diye sorduğunda senin dediğini tekrarlamaktan utandı” diye.. Oturduğumuz yerde haykıra haykıra gülmeye başladık.. “Yaa bi de dudak büküyor mal” dedim.. “Ya o değil de sen ayağıyla yerdeki pet şişeleri tekmeleye tekmeleye yürüyüşüne ne demeli!” dedi.. “Başını öne eğdi falan, gidip başını mı sıvazlasaydık ne?”…. Laf sikiştire sikiştire gülmek için sebep yaratıyorduk.. Birden bizimkilerin eğitim yaptığı alanda düdük çalındı.. Herkes yerdeydi.. Sabah karı gibi kırılganlık edip kenara çekilen Cazibe şimdi kükrüyordu “Ben size kaç kere o hareketin nasıl yapılacağını gösterdim! Hayvan herifler! İkinci bi düdük sesine kadar sürünün şimdi! Size iyi davrandıkça tepeme çıktınız! Size hayvanmışsınız gibi muamele etmek gerek! Hayvansınız! Gerizekalılar!……..”.

Yanımdaki çocuk “Eee abi bu mal bildiğin sabah koyduğun lafın acısını çıkartıyor, ama bilmiyor ki sen orda değilsin” deyip yeri yumruklayarak gülmeye başladı.. “Ya sonra adama çocuk beyinli deyince kızıyor, bu mal harbi çocuk beyni taşıyor yeaa” dedim gülümseyerek.. “Yaa o bu değil de, şimdi beni orda sanıp süründürüyor bunları, bütün hepsi bana dalmasın akşama” deyip çocuğa döndüm “Yok la niye dalsınlar” diye yanıtladı.. “Niyesi mi var abi! demezler mi hepsi senin yüzünden oldu diye” dedim.. “Yok sanmıyorum yaa, derlerse de ne alaka falan der uzaklaşırsın nolcak, hem baksana nasıl triplere giriyor bizim Cazibe; onu bunu geçtim o lafı koymuş olmak için ben bir hafta sürünürdüm seve seve.. o yüzden kimsenin takacağını sanmıyorum, sonuçta her gün bi bahaneleri var süründürmeye..” dedi.. Çocuğa bildiğin kanım kaynamıştı, sarılasım geldi o derece yani.. İçten içe “Tek tek düşman kazanmaktan geçip grup alımlarına başladım.. Sanırım rekor kırıp 250 düşman birden kazandım..” diye kendimi yiyordum.. Eh şu nöbet bi bitsin, ak göt kara göt belli olacak..

Bizimkiler benim nöbet boyunca sürünmüşlerdi.. Akşam anlattıklarına göre ilk başta bana çok sinirlenmişler, ardından beni linç etmek istemişler fakat sonunda anlamışlar ki o orospu çocuğuna az bile söylemişim.. Keşke daha fazla canını yakaymışım çünkü onları süründürmesinin benle alakası yokmuş.. Kısaca ezikliğini bu şekilde egosunu pudralayarak kapatmaya çalışan yavşaklardan biriydi bu Cazibe.. Hafta boyu sabah sporu yoklamasına bile katılmadım, Cazibe de bana ceza vereceğine gelmeyişime sevinir gibi görmezden gelip durdu.. Aklım sıra Keş’e satış koymuş oluyordum. Arkamda sadece beni sikeceği zaman duran insana adam demek… Yok yaa en iyisi dememek.

AN İTİBARİYLE RUH HALİM: Hayatımı sikeyim size bir şey olmasın.. Hiç mi hiç mutlu değilim.. Ne kızlara aşık olabiliyorum, ne de erkekler erkek. Ne birini omzumda dinlendirebiliyorum, ne de ben birinin omzunda huzurluyum.. Konuşuyorum, kendimi anlatmaya çalışıyorum elbet de ne sesim duyuluyor ne sözüm takılıyor.. Üstelik konuşsam neye yarar? Neyi değiştirebildim ki seviştiğim kişilerden başka.. İnsanları kırmamak adına, onlarla yazışırken kurduğumuz cümlelerin sonuna koyulan “..” şu iki nokta gibiydi hayatım.. Ne “.” bu tek noktanın kesinliği, ne de “…” şu üç noktanın teslimiyetçiliği.. “Belki”lere domalıp “keşke”ler sıçan bir ibneydim, ne noktayı koyup kesebiliyor ne de üç noktayla kaderimi başkasının ellerine bırakabiliyordum.. Korkmaz olur muyum, deli gibi korkuyordum.. Hayvan gibi de pişmanım doğduğuma.. Kaç geceler boyu “O Ütopya”nın hayaliyle uyuya kaldım biliyor musunuz?

O ÜTOPYA: Homofobik kelimesinin tersten Kibofomoh olarak okunduğu ve bu okunuşun da şu anki “erkek adam”cı toplumdakilerin söyledikleri sözler kadar anlamsız olduğu yer. O Ütopya’da dalyan gibi delikanlılar koçlar gibi tokuşurlar ve bu kimsenin zoruna gitmez. Orda tüm umumi tuvaletlerin kapısında “BİR GÜN HER FANİ GÖTÜMÜ TADACAKTIR.” yazar.. Sikişmeyi sevene “orospu” değil “çok aşık yaa napsın” denir. O Ütopya’da ne vampir vardır ne de kurtadam.. O Ütopya’nın sakinleri Ay görünce şarap içer, Kan görünce bayılır.

 

Kaydet(0)

No account yet? Register

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1593

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir