prevnext
Menu

Bölüm 87

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1101

 

Koğuşlara gittiğimizde kitaplarımızı etüt odasında çalışacağımız sıralara bıraktık. Bu etüt odalarımız da plajlar gibiydi bütünleme zamanları.. Yer kapmak için kitabını erken bırakman gerekiyordu.. “Sigara yanında mı?” diye sordum Pan’a. “Yok yaa, dolabıma koymuştum. Çakmak sende ama dimi?” diye sordu bana. “Yok, yastığın içine saklamıştım.. İyi o zaman alalım da şunları çıkalım turlamaya” dedim. “Nereye gidicez oğlum, burda basan olmaz” dedi.. “Burda basan olmaz ama burası basıyor abi, havayı görmüyon mu!” diyerek açtım gözlerimi.. “Tamam la insan gibi desen anlamıcaz sanki!” diyerek koğuşuna doğru gitti..

Yeni koğuşuma girdiğimde Sırık’la Keş pencere kenarındaki bir ranzanın alt katına oturmuş muhabbet ediyordu.. “Naber lan!” diye seslendi Sırık.. “İyidir ne olsun” dedim omuzlarımı silkip. Bir yandan da yastığımın içindeki çakmağımı arıyordum.. “Buna mı bakıyordun?” diyerek elindeki çakmağı yatağıma fırlattı Keş.. “Eyvallah.” dedim ama yüzüme bile bakmıyordu.. “Nereye oğlum böyle?” diye sordu Sırık. “Bahç..” diyemeden Keş girdi araya “Sanane amk nereyeyse nereye” diyerek.. “İyi de abi sana ne oluyor, bırak kendi de söyleyebilir bunu!” dedi Sırık burnundan nefesini verip gülümseyerek.. “Pan’la biraz dertleşcez, kamp boyu anlatamamıştım ne olup bittiğini.. Hem okulu turlamayı da özlemişiz.. Neyse yat yoklamasında görüşürüz.” diyerek Sırık’a gülümseyip çıktım koğuştan. Başım ağrıyordu.. Geceleri bile kaçacak bir yerim kalmamıştı, hepimiz aynı kattaydık.. Aklım hala “niye böyle yapıyor bu çocuk” diye gidip geliyordu ama uğruna oturup beş dakika mantıklı düşünmeye çalışsam “ömrümden çalıyormuşum” gibi hissedip düşünmeyi yarıda kesiyordum.. “Aldın mı çakmağı?” diyerek yanıma geldi Pan.. Bilerek kat koridorunun başında bekliyordum ki Keş sataşamasın. “Aldım aldım, hadi gel gidek” dedim.. “Yaa şu kolalar burda kalsın, onları gece içeriz.. Biz yenilerini alalım soğuk soğuk, ne dersin ha?” dedi heyecanlı heyecanlı.. “Sen iste kantini kapatırım lan” diyerek bi makas aldım, “İki dakka da cıvıtmadan adam gibi dursan ölürsün ha!” diyerek belimden tutup gıdıklamaya başladı.. Merdivenlerden ben önde o arkada yuvarlanırcasına koşarak iniyorduk, bir yandan da yırtına yırtına kahkaha atıp nefeslerimizi düzenlemeye çalışıyorduk.. Taş bahçeyi roket gibi geçtik, kantine vardığımızda “Bak tamam! Tamam amk tamam, tamam lan tamam tamam” diye sayıklıyordum nefes nefese.. “Bi dakka ama bi dakka.. Ya bi dakka, bak dur bi dakka” deyip deyip hala el kol hareketleri yaparak gıdıklamaya çalışıyordu Pan.. “Tamam yeaa ben gidiyorum amk” dedim sinirlenip, “Tamam tamam söz bi şi yapmıcam, valla bak söz dedim” diyerek kolumdan tuttu.. “Tamam bak söz dedin” deyip deyip yüzüne bakıyordum, bildiğin paranoyaklaştırdı beni o gıdıklama seansı.. “Tamam dedim ama sıçcam ağzına” dedi ciddi ciddi.. Kolalarımızı alıp Gizli Bahçe’nin yolunu tuttuk.. Bizim için yaz akşamları iki kutu kolaydı, etrafında şarkı söyleyip muhabbetler edebileceğimiz “odun ateşi”miz yoktu ama arkasına geçip dertleşebileceğimiz iki adet dev “sigara ateşi”miz vardı.. Olsun buna da şükür.

Bütünlemeye kalmışız ya böyle efkar paçalarımızdan akıyor.. Dertliyiz abiler ablalar.. O yüzden dedik “Bu yaz okulu boyunca sigaraları paylaşmıcaz, tek tek yak gitsin iç bitsin amk! Paylaşınca kesmiyo, yükümüz ağır!” ve tüm varımızı yoğumuzu karton karton sigaraya yatırdık.. Bütünlemeye kalan öğrenciler arasında bir tek Pan ve benim o kadar çok stoğum vardı.. Geri kalanlar yokluktan not defteri kağıdına sallama çay sarıp içecek moddaydı.. Ben bi fikir atınca ortaya Pan tüm gücüyle desteklerdi; Pan bi fikir atınca ortaya ben.. Bizde öyle “fikir ayrılığı” denen olay yoktu.. Birbirini onaylamak için yaratılmış iki “ampul” kafaydık. Düşündüğümüz her şey bize göre “oha ya oha harbiden iyi düşündük bunu!”ydu. “Abi koca gün sürekli berabersiniz aynı okulda, e geceleri de sürekli beraber sigara içip takılıyorsunuz.. Ne buluyorsunuz bu kadar konuşacak?” diye merak edenler çoktu.. Yanıtımız hep “Öyle işte” oluyordu.. ama öyle değildi işte..

Biz beraber, olanı biteni de konuşuyorduk elbet ama daha çok olmasını dilediklerimize değiyordu sözlerimiz.. Dil, dişin ağrıyan yerine değermiş.. Biz de “ağrıyan yerlerimizi” konuşuyorduk.. Ne olduğunu anlattık çoktan birbirimize.. Kendine her gün yeni nedenler bulan sonuçlarımız vardı bizim.. Sonuçlarımız o yeni nedenleri kendi kendilerine bulmadı, biz tuttuk ellerinden.. Yıldızlara herkes bakar, biz o yıldızlara isim veriyorduk.. Hayal kuruyorduk.. “1 yıl sonrasını, 5 yıl sonrasını, 10 yıl sonrasını” yazıyorduk, “bunları kesinlikle yapmış olmalıyız” ve “inşallah başımıza gelmez”lerle bezenmiş senaryolardı bu kendimize yazdıklarımız.. “Yaa, der misin 10 yıl sonra şöyle olsun?” diyerek paketlerimizden çıkarttığımız yeni teklerimizde çekiyorduk o düşleri içimize.. “Abi yok amk yaa, bu hayat yaşanır gibi değil..Bizden bi bok olmaz” diyerek de eziyorduk izmaritleri iskarpinlerimizin köseleleriyle.. Sonra yine bir tek çıkartıp, yeni bir “der misin lan sence de olur mu?”yla değdiriyorduk tütünü aleve ve yine karıyorduk hayalleri küle.. İşte o hayallerin arasında “Pan bir gün tamamen iyileşecek, ilaçları kullanmayı da bırakacak.. ve biz kusana kadar içicez.. Kusunca iki tek sigarayla mola verip, o sigaralardan sonra yeniden kusana kadar içicez..” de vardı.. İnşallah o gün gelir de, seninle hep hayalini kurduğumuz gibi içeriz be Pan… Acıdan değil, zaten içesimiz var. Biz ne “gam ve keder”e ne de “neşe ve mutluluk”a kadeh kaldıralım.. Bizi bir tek günün geceye kavuşması hüzünlendirsin, ve yine bizi en çok gecenin günü içeri alması sevindirsin.. Geriye kalan o “ufak” detaylara gelince; sikimizde bile olmasın oğlum!

 

Kaydet(0)

No account yet? Register

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1101

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir