prevnext
Menu

Bölüm 9

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
5631

Ait olmasını veya ait olmayı başaramıyorsan gücün yettiğince karşı koyacaksın, yetmiyorsa da teslim olacaksın yani akışına bırakıp kuyruğuna basmayacaksın.. Caksın, ceksın’larla bi sik olmuyordu.. İnsan ilişkileri söz konusuysa ve işin içinde İBNELİK varsa, aşkın teoriği ile pratiği; kuzey ve güney kutbu gibidir.. İkisi de soğuktur eyvallah ama alakaları yoktur.. Gece yatmadan önce gebe kaldığım planlar ertesi gün Keş’le karşılaşır karşılaşmaz kürtaj’a maruz kalıyordu.. Bu yüzden olsa gerek ki ne zaman Keş’le karşılaşsam karnıma bir ağrı saplanıyordu.. Kramptan öteydi ve “eyvah bokum geldi” ağrısıyla alakasız bir ağrıydı bu.. “Birazdan savaş başlarsa hazır ol” ağrısıydı bu..

Ertesi gün, akşamki umutsuzluğumu yatakta bırakmış, kahvaltıya giderken yanıma almayı unutmuştum.. Sanki o yoğun beyin sikişini ben değil de başkası yaşamış ve ben sadece olan bitene uzaktan şahit olmuş gibiydim.. Böyle zamanlarda kendimden korkuyordum.. Keşke Keş de biraz benden korksaydı da kahvaltıda bana bakıp durmak yerine diğer bir kaşarla, yani tabağındakiyle ilgilenseydi.. Keş’in, bana kendimi tren gibi hissettiren bakışlarıyla beni kafeslediğini farkettiğim an içimi salakça bir neşe kapladı.. Öksürene gülüyordum, uykulu öğrencilerin saf hareketlerinde kahkaha krizine giriyordum.. “Lan bu neyin tribi” diye düşünemeyecek kadar çok gülüyordum.. Hareketlerim Keş’i tedirgin etmiş olacak ki siktirolup gitti yemekhaneden, iki dakika sonra da Gürbüz uzaktan göz kırptı ve saati işaret etti.. Bu bizim aramızdaki bir işaret diliydi, aramızda 50metre mesafe olsa dahi birbirimizle işaretler sayesinde anlaşabiliyor hatta bazen abartıp espriler bile yapıyorduk.. Yaptığı işaretten, Gürbüz’ün “Hadisene mal !! Etüd başlamadan bi sigara içelim kes tıkınmayı..” dediğini anladım, yakın arkadaş olmanın ve yakalanmadan sigara içebilme mücadelesinin bizde geliştirdiği diğer bir yetenek de “dudak okuma”ydı.. Ben bir tek Keş’in dudaklarını okuyamıyordum, o dudaklara ne zaman dikkatli baktıysam ereksiyonlu kontrol kalemim cebimden fırlayacakmış gibi olurdu (okulda kumaş pantolon giydiğimiz için ben madenimi sol cebimin arkasına saklardım ki kalktığında cebimde silgi arıyormuş gibi yaparak saklayabileyim)

Kahvaltıdan apar topar kalkıp Gürbüz’ü takip ederek sigara içeceğimiz yere doğru ilerlemeye başladım. Keş gittiği için anırtımsı gülmelerim de durmuştu.. Yemekhaneden çıkar çıkmaz adımlarımı hızlandırarak Gürbüz’e yetiştim “Ne o lan rüyanda domuz sikmiş gibisin bi adam akıllı tıkınamadım senin yüzünden” diyerek sabah şekeriyim ben modunda koluna girdim.. “Senin yüzünden etüde geç kalıp sigaradan yakalanırsak seni o domuzlara bırakmam ben sikerim” dedi.. İçimde yine kelebekler uçuşmaya başladı “yuppi Gürbüz bana sikerim seni dediiii” diye tempo tutarak.. O aralar sikmeli sokmalı küfürlerden bile tahrik oluyordum.. Haftalardır cezalıydım ve dışarı çıkamadığım için ne adam akıllı dibimi dövdürebilmiştim ne de dibini dövdüğüm birine yine yapalım diyebilmiştim.. “Yine yapalım” o yaşlarda tutulduğum bir rahatsızlıktı, henüz Işın Karaca bize Yetinmeyi Bilir misin dememişti…

Zaten o yüzden bu kadar çok zorlanıyordum Keş’e “hayır” derken.. Yemekhanelerle koğuşları birbirine yer altından bir çeşit tünel gibi birbirine bağlayan koridorlar vardı.. Sabah kahvaltılarından ve öğle yemeklerinden sonra en ideal sigara içilebilecek yer bu koridorların, yatakhaneler bloğuna alttan bağlandığı yerdi..Malum herkes dersliklerin olduğu tarafa geçtiği için nöbetçi hocaların akıllarına koğuşlar tarafında sigara içilebileceği pek gelmiyordu.. Aralarında yaklaşık 80metre olan birbirine paralel iki sıra bina düşünün, öndeki sırada yer alan birbirine tıpatıp benzeyen 4 blok, kat aralarından birbirine kapalı balkonlarla bağlıydı ve her bir blok farklı sınıfa aitti, birinci blok hazırlık sınıfına, ikinci blok birinci sınıflara vs vs diye gidiyordu.. Arka sırada da aynı şekilde birbirine balkonlarla bağlı dört tane blok vardı ve her sınıfın yatakhanesi, o sınıfa ait dersliklerin hizasına denk gelen bloktu.. Derslik olarak kullanılan blokların altlarında her sınıfın kendine ait yemekhanesi, yatakhane bloklarının altındaysa her sınıfın kendine ait duşları vardı.. yemekhanelerin arkasında ve duşların önünde uzanan birbirine paralel iki tane koridor, ortadan bir koridorla birbirlerine bağlanırdı, sağda iki blok solda iki blok kalacak şekilde… işte duşları, yemekhaneleri blokları vs aradaki 80metrelik bahçenin altından geçerek birbirine bağlayan bu koridorlara biz kendi aramızda “tünel” diyorduk..

Gürbüz’le ben, disiplin puanımız siki tutmaya başladığı için o gün için orta tüneli geçip sola dönerek en sondaki bloğun altında sağ tarafta kalan merdivenlere gitmeye karar verdik.. Uzak olduğu için biri gelene kadar biz çoktan merdivenlerden yukarı kaçarak kurtulabilirdik ceza almaktan.. Koridorda yürürken şebeklikler yaparak Gürbüz’ün de keyfini yerine getirdim ve orta koridordan sola dönerken yine odun gibi ağır olan kolunun altına girmeyi başarmıştım.. Frodo ile Aragorn gibi olsak da bizi birbirimize çok yakıştırmaya başlamıştım, son bloğa doğru yürürken gözlerim yine kalp kalpti, merdivenlere oturmak için sağa döndüğümüzde karşımızda Keş’i görünce, metresiyle sevişirken karısına yakalanmış adamlar gibi ürperdim. “Höst” diye bir ses çıktı benden, Keş en siksavar bakışıyla karşımdaydı..

Mezardan dedem çıkıp gece su içmeye kalktığımda “cee!” yapsa bu kadar korkmazdım. Bakışları hiç tanımadığım bir Keş’e aitti.. “Yavaş ol lan ne Hösst’ü davar” dedi Keş ucundan kırpılmış samimiyetsiz bir tebessümle.. “Korktum oğlum tahmin edemedim burda birinin olduğunu, öğretmen sandım” dedim ama ses tonum ” Şu an yalanın ebesiyle çay içiyorum bir yandan da anasını sikiyorum” der gibiydi.. Hiç gülmedim, Keş’in son söylediklerinden sonra yüzüne gülecek kadar yavşak değildim ve gururumun sikilmedik tek yeri kulak arkası kalmıştı, onu da oracıkta siktiremezdim.. Havadaki gerginlik bir an midemi bulandırdı, aşırı kasılmıştım ama yüzüm “Dünya sikime minare götüme” modundaydı..

Evrenin bana, sen bakarken soyunamıyorum deme şekli buydu sanırım; cehenneme direkt olsun dediğim kim varsa karşıma çıkarıyordu.. Bir zamanlar yalan söylerken kızararak kırmızının tüm tonlarıyla sevişen ben, salt böyle durumlar yüzünden beyaz’la evli gibiydim.. Mutluyken de beyazdı yüzüm, üzgünken de; bu yüzden ne sevindiğim belli oluyordu ne üzüldüğüm.. Maskelerim beyaz, gururum siyah ve taziyelerim sahteydi.. Duygularım o kadar ben merkezli hale dönüşmüştü ki en çok kendime üzülüyordum..

Keş, biz sigaralarımızı yakarken yine istenmediğini anlamış olacaktı ki “Size afiyet olsun beylerr!” diyerek gitti.. Laf sokmasını ve sataşmasını beklerken böylesine bir kibarlık yaparak yanımızdan ayrılması gökten “acaba” yağdırmıştı.. Pişkinliği hepten ele alıp ” Buna da ne oldu böyle” diye Gürbüz’e sordum, “Ne bileyim oğlum çok da sikimde” dedi gülerek.. Böyle zamanlarda Gürbüz’e alık alık bakmaktan alıkoyamıyordum kendimi “Allahım bu çocuk neden bu kadar seksi, cool, karizmatik, korumacı kısacası neden ya neden tüm aradığım özellikler bunda” diye isyan ederek..

Sigara Gürbüz’ün ellerinde dikiş iğnesi gibi duruyordu,  ellerimizi birleştirdiğimizde onun eli benimkinin iki katıydı hatta piç parmaklarını parmaklarımın üstünden kırabiliyordu (Bu da benim sırf Gürbüz’ün elini tutabilmek için oynadığım bir oyundu, “Kanka yaa hala ellerim büyümedi baksana seninkinin yanında bebek eli gibi kalıyor”…) Eli bu kadar büyük olanın siki ne kadardır amk yeaaaaaa diye düşünürken gün ortasında rüyalanır gibi hissediyordum, hemen benimkinin tepesi ıslanıyordu (Elemanın sikinin boyutunu hayal ederken neden sikim kalkıyor cidden bunu ben bile bilmiyorum).. Ama ama ama yok abi ya cidden Gürbüz’ü ne olursa olsun bi sik uğruna kaybetmicem, çünkü onu gerçekten çok seviyordum..

O gün ne öğle yemeğinde ne de ders aralarında Gürbüz’ün yanına uğramadım, Gürbüz’ü görmeye gitmek demek Keş ibnesiyle yüzyüze gelme ihtimali demekti ve ben keyfimin içine kısacık teneffüslerde sıçtırtmak istemiyordum zaten epeydir derslerle de alakam kalmamıştı ibnelik peşinde koşarken… Son iki dersimiz beden eğitimiydi, bizim beden eğitimi derslerimiz kantinde patates ekmek ayran sefası demek değildi, sıçana kadar koşmak ardından halata tırmanmak ve ağırlık çalışmaktı.. Eeee sen yüzlerce erkeği aynı okula tıkarsan, kara kara bu bebelere nasıl enerji attırcaz diye şaşırıp beden eğitimi derslerini fiziksel sikiş dersine çevirirsin tabi.. 2 saat boyunca derste her bir adelemizi tel tel siktirdikten sonra duşlara doğru yöneldik… Malum herkes keçi gibi kokmuştu (öghh ıyk böööörgh)…

Baktım sınıftaki herkes duşa yöneldi, duşta sıra beklemektense bir iki sigara içip duşların tenhalaşmasını beklemek için yatakhaneye çıktım.. Merdivenlerden çıkarken bacak kaslarım cayır cayır yanıyordu, spor ayakkabılarım terleyen ayaklarımdan ötürü ahşap köy damı gibi gıcırdıyordu.. Kendi koğuşuma girdiğim gibi ayakkabı çorap ne varsa fırlattım ranzamın altına ve buz gibi (bana o an buz gibi gelen) terliklerimi giydim.. Yatağımın altında sakladığım paketten bir tek aldım ve yaktım, ohh be hayat bu teklerdeydi !! (paketi yatak altlarında sakladığımdan silindir şeklinde sigara içmeyeli aylar olmuştu ve neredeyse sigaranın normal şekli sanıyordum o ezilmekten tek çizgi olmuş halini).. Sigaramı “aylak bakkal taşşak tartar” hesabı aheste aheste içtikten sonra soyunup bornozumu giydim ve duşlara doğru yollandım… Duşlar buhardan geçilmiyordu ama sonunda kabinlerin çoğu boşalmıştı.. 3 kat aşağı indikten sonra şampuanımı koğuştaki dolabımda unuttuğumu anladığımda bacak kaslarımdan tonla küfür yememek için, dolu olan kabinlerden birinin yan kabinine geçtim ki duşta her kim varsa şampuanını ödünç isteyebileyim.. Sıcak su iyi gelmiş gevşemiştim, yan kabinle aramdaki paravanı tıklatarak “bilader şampuanı yukarda unutmuşum biraz seninkiyi kullansam olur mu” diye seslendim.. “Al bakalım ama saçından başka yerde kullanma” dedi o ses…

Duş aldığım suyun sıcaklığı birden 30’dan 90’a yükselmiş gibi sıçradım, bu evren de sen bakarken soyunamıyorum derken çok olmaya başlamıştı ! Keş’in uzattığı şampuan kutusu Empire States’in tepesindeymişçesine zorlandım kolumu kaldırıp alırken.. Çıt çıkaramıyordum belki ben olduğumu anlamamıştır diye, şampuanı da o istemeden tekrar “bilader sağolasın al” diye uzatmak da istemiyordum sesimi ilkinde tanıyamadıysa bu sefer tanımasın diye.. Aradan yarım saat geçmişti ve ben beş kere şampuanlanıp durulanmama rağmen duştan çıkamıyordum şampuanı hala istemedi diye.. Osbir çekmeye de çekiniyordum şerefsiz birden benim kabinin perdelerini gelir de açar diye ama benim sancak 30 Ağustos’unu kutlar gibi mağrur ve dimdikti.. Birden onun olduğu kabindeki su sesi kesildi..

BÖLÜM 10

Kaydet(0)

No account yet? Register

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
5631

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir