prevnext
Menu

Bölüm 94

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1103

 

Ne kadar da tuhaf günden güne hiçbir şeyin değişmemesi ama geriye dönüp baktığımızda her şeyin değişmiş olması.. Belki değişen bir şey yoktu sudaki izimizden başka.. Büyük ihtimal kendimizi her şeyin değiştiğine biz inandırıyoruz ki devam edebilme gücünü kendimizde bulalım.. Hiçbir şeyin değişmediğini düşünmek? Yok ya en iyisi düşünmemek..

Kısa ama alabildiğine dinlendirici bir uykunun ardından yataktan şaşırtıcı derecede enerjik kalkmıştım.. Günlerden matematik ve ruh halim “2×2=5″ti.. “En tatlı sabahlar çapak temizlemekle başlar” diyerek tuvaletlerin yolunu tuttum.. Aceleyle yüzümü yıkadıktan sonra ayna karşısında sabah sabah traş olmaya çalışan “kabasakal” tayfaya acıyarak baktım.. Köselik sultanlıktı, ve benim o tahttan inesim hiç yok.. Aceleyle üstümü başımı giyindikten sonra kolumun altında matematik kitabım; cebimde kalemim, silgim, uç kutum, ve yedek kalemimle beraber kahvaltının yolunu tuttum.. Sınav stresi beynimi uyuşturuyordu, hala yapacağım son tekrarların hayat kurtarıcı olduğunu düşündüğümden kendimi “Bunu başarabileceğim” konusunda ikna etmeye çalışıyordum..

Kahvaltıdan sonra sınav saatine kadar gizlenip ders çalışabilmek üzere boş bir kısma geçtim.. Allah’ım hava nasıl güzeldi anlatamam.. Kısım pencerelerinden birini açarak dışarıyı izlemeye başladım.. Ön bahçenin yollarının sağında solunda çam ağaçları vardı.. Gözlerim bu çamları aşınca ardındaki palmiyelere varıyordu.. Çam’ın yeşiliyle palmiye’ninki tuhaf bir şekilde kaynaşmıştı, sıcak hava renkleri bile kaynaştırıyordu; bu havaların kaynaştıramayacağı tek şey insanlar sanırım.. Sıcak havalarda “Gel de bi sarılalım” diyen birine rastlamamıştım henüz.. Palmiyelerin arasında zakkum ağaçları da vardı, pembeyi beyaza katıp yol boyu ilerleyerek okulun önündeki binalara karışıyorlardı.. Körfez bugün süt liman, bu durgunluk suyu havaya, havayı da suya karıştırıyordu.. Denizle dağlar, dağlarla gökyüzü arasındaki o çizgi kaybolmuştu; havanın güzelliği doğayı bile bütünleştirmişti.. Neden biz insanlar böyle güzellikleri bahane ederek bütünleşen doğa kadar olamıyoruz ki? Mesela güneş’i bahane ederek unutsak tüm o kırgınlıkları ve ay’ı bahane ederek sevişsek.. Martılar bile sessizdi bugün, körfeze dalıp dalıp suyu dalgalandırmaktansa bir kayaya konmuş o su’dan göğü izliyorlardı.. Masmavi bir  gün.. “Geri döndüren gördün mü geçmişi?” diye sordum kendime.. Etrafımda bunca güzellik “olup biterken” ben niye gözlerimi kapatıp “ölüp yitene” takılıyordum ki.. Yaşamak istiyordum.. “Dün” güzel değildi ama bu “bugün”e haksızlık etmeme sebep mi ki? Derin bir nefes alarak içime çektim o manzarayı.. ve gülümsedim.. Serin bir esintiyle teşekkür etti İzmir bana.. Anlaşıyorduk bu şehirle; o beni anlıyordu, ben onu..

Pencereyi açık bırakıp sıraya oturdum ve dikkatimi “matematik”e yoğunlaştırmaya çalışarak sayfaları çevirmeye başladım.. Bir saat kadar çalıştım çalışmadım “Offf bu muydu yeaaa, kolaymış abi bunlar” modunda sıraya yayılarak boş boş duvarlara bakmaya başladım.. Duvarların yere yakın olan kısımlarında bir çok ayak izi vardı.. “Yerler bitti de duvarlarda yürümeye başlamış elemanlar” diyerek ayak izlerinin şekillerini incelemeye koyuldum.. O sırada Pan kapıdan kafasını uzatarak “Amk şimdi de gizli gizli mi ineklemeye başladın!” deyip, içeri “Nerdesin oğlum sen yeaaa!” diyerek girdi.. “Yok yaa ne çalışması, hava çok güzel abi konsantre olamıyorum…” dedim sıkkın bir şekilde.. “Siktir mal! Gören de yağmurlu günlerde paso ders çalışıyorsun sanır” diyerek gülmeye başladı.. Sıramın önüne gelip kafama gelişine bir şaplak kondurduktan sonra “Hadi kalk bi tütek, çok pis strese girdim! Hem bunca zaman anlayamadıysan bu saatten sonra geriye bir tek dua etmek kalıyor, çalışmamıza gerek yok artık” diyerek kolumdan çekiştirmeye başladı.. Haklıydı dibine kadar, işimiz hep “büyük patron”a kalıyordu..

Tuvaletlerde Keş’le karşılaşma riski yüzünden “Neden burada içmiyoruz ki?” dedim Pan’a.. “Oğlum mal mısın lan kısımlarda sigara mı içilir!” dedi.. “Neden içilmesin ki? Hem kimsenin aklına gelmez ders işlenen yerde sigara içilebileceği” diyerek gülümsedim.. “Oğlum çok piç düşündün, hemen sigarayı alıp geliyorum” diyerek fırladı kısımdan.. Beş dakika sonrasında ikimiz de öğretmen masasına oturmuş tüttürüyorduk.. Bir yandan da “Oğlum bizdeki de ne cesaret lan kısımda sigara içiyos ahahaha” diye fısıldaşıyorduk.. Açık olan tuvaletler ilk kattaydı, idaredekilerin odalarına yakın.. Orada sigara içilmeyeceğine göre herkes koğuşlara veya tünele kaçmıştır ki idaredekiler birilerini sigaradan basmak isteseler ilk oralara bakarlardı.. Bizim sigara içtiğimiz kısımsa orta kattaydı, hem idareye hem de diğer öğretmenlerin odalarına uzaktı.. Kısacası “cesaret” gösterisi sergilemiyorduk orda, “akıllılık” ediyorduk sadece.. Ama yine de “Offf bizdeki de ne cesaret” diye böbürlenmek hoşumuza gidiyordu.. Sınav saatine kadar sigara ve muhabbetle vakit öldürdükten sonra kitabımı etütlere katıldığım kısma bırakıp sınav düzeninde oturmak üzere yemekhanelere indik.. Millet çoktan kendi yerini bulmuş fısır fısır konuşarak “Hacı iki kere masaya vurursam ikinci sorunun yanıtını fısılda bana” diyerek plan yapmaya başlamıştı.. Pan’a “Hadi kardeşim gazamız mübarek ola” dedikten sonra kendi yerime geçtim.. Kimse benden kopya istemiyor ve kopya isterim diye korktuklarından yüzüme bile bakmıyorlardı.. İçimden “İnşallah hepiniz kalırsınız bi tek ben geçerim” dedikten sonra “töbetöbe allaaaam beni affet bu beddua sayılmasın, sen bana zihin açıklığı ver gerisine karışma.Amin” diyerek terleyen avuç içlerimi pantolonuma sildim.. Ellerim o kadar terlemişti ki kalemi tutamıyordum.

Kaydet(0)

No account yet? Register

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1103

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir